Sayın Okuyucu,
Aşağıda “SÖĞÜTLÜGİLLER” başlığı altında ilginize sunduğumuz dörtlükler, bundan yirmi yıl önce Osmanlı Tarihi’ni şiirleştirebilmek için heveslendiğimiz bir “destan!” denemesiydi. Günümüz olguları Dünya’daki “destan gereksinimini hayli zamandır aştığı için, aşağıda Çanakkale Zafer’i vesilesi ile –ikinci kez- ilginize sunuyoruz.
SÖĞÜTLÜGİLLER
Kuruldukları
Bu seher rüyasını, üst kattan aşağıya,
Perdeleri açarak, Söğüt’e indirdiler,
“O çınar!” gölgesinde, Ertuğrul’un Osman’ın,
Yağız bir küheylana, duayla bindirdiler .
Çoban derviş ulemâ, tümü kendince yordu,
Dilekler ilmeklenip, aminler murat sürdü,
Urbalarında adem, niyetleriyle pirdi,
Yoğrulan rıza ile, tecelli sindirdiler.
Rüyalar şifresinden, yorum alır gelenek,
Kıblesine dikilip, yalnız Hak’tan dilenek,
Dağılmış Selcuk Eli, önce ordan dolanak,
El almış öncülerin, dört yana gönderdiler.
Erenler nefesiyle, İznik’te göl durlanır,
Besmelenin harcıyla, yeni baştan surlanır,
Girişimizle birlik, Yeşil Bursa nurlanır,
Kufrün efsânesini, dağından indirdiler.
Gerildikleri
Fatihler çehresinden, yansır nurun selleri,
Vaadin takvimidir, yediverir gülleri,
Söz vermiş kılavuzun, açılınca yolları,
Tan yerine yazarak, kararı kondurdular.
Gülleleri salarak, zikrin kındaplarından,
Çağların bedenine, kudret topu atıldı,
Aminlere surların bedeni de katıldı,
Kafirin mangalını, tekbirle söndürdüler.
Görüldükleri
Gezegenler hızlanır, Kanunî’nin adından
Yörüngeler zorlanır, Yav’zun ibâdetinden,
Arza vekâlet verip, yücelttiği bu dinden,
Teşbihidir lâteşbih, Burak kuşandırdılar.
Beş kıtada kırk kavim, bir düğünde oynattık,
Fırınımın ekmeğin, bir sofrada çiğnettik,
Kudretin aş evinde, nurla kazan kaynattık,
Direndiği tahtında, haramı yandırdılar.
Uygarlığı çekerek, zaman denen haddeden,
Cansız olana ruh, sahipsiz ruha beden,
İnsanın mabedini, sıyırıp hurâfeden,
İbâdet maksadının, özünü sündürdüler.
Dürüldükleri
Kâmuslar fokurdamış, şi’rin imbiklerinde,
Tam olanın noksanı, kımıldamış derinde,
Sarayımın damında, düşürülür serinde,
“Bir beyitle!” ihsanın, sırrını dondurdular.
“Halk içinde muteber”, devlet kuşu gocundu,
Devletin ayağına, akan ırmaklar dindi,
“Hısımı akrabası” döndü yabana kandı,
Feleklerin yükünü, sırtıma bindirdiler.
Bana bundan beridir, hikmet karar çevirir,
Gocunur devlet kuşum, uçar kanat savurur,
Devlerin galibini, bir tek beyitle vurur,
Çağlayan ırmakların, suyunu dindirdiler.
Buruldukları
Bir tek yürekle vurur, kösleri yanlarında,
Vaade karşı bozgun, Viyana önlerinde,
Yorulan kollarında, daralan yenlerinde,
Dermânı kesileni, Tarihte andırdılar.
Kanalı kesik Volga, kara sevdalı Hazer,
Suların uyuduğun, İnebahtı’da sezer,
Öfkenin zenginidir, ipek yelkenli dizer,
Çöktüğüm halde beni, dinlendim sandırdılar.
Mecazları bindirip, bin çifte zevrakçeye,
Gene gün doğdurdular, günümü sayan beye,
Yabana ısmarlanmış, şimdi milyon Akçe’ye,
Lâlenin soğanıyla, gülü kıskandırdılar.
Yoruldukları
Gemleri kopuverir, altındaki atının,
Suvârileri düşer, eski saltanatının,
Öze sindirilmemiş, çifte tanzimatının,
Getirdiği ikiye, dördü boşandırdılar.
İhanetler gecesi, bozgun alır Balkan’ı,
Akarken tutuşuyor, şuhedânın alkanı,
“Bir Dev!” ölümünde, soluyordu volkanı,
Yağmaya çullanarak, batağa bandırdılar.
Ne pusulu isyandır, ne kindâr ayaklanış,
Dünün din kardeşleri, bugün kafire dönüş,
Ardımdan hançerleyip, kanıma ekmek banış,
Cenbiyeler üstünde, şüheda döndürdüler.
Harıl Harıl-dıkları
Çırpınırken nurumuz, eski şamdan dibinde,
Donanmaları boğduk, akıttığımız kanda,
Bir farzın aminini, salarak dört bir yanda,
Çanakkale suyunu, Kevser’e dönderdiler.
Ölüm gidenimizi, çekti yukarı aldı,
Bekçisiz kapılardan, geçip içeri saldı,
Sözcükleriyla gül dalı, anlamları baldı,
“Gık!” demeden dilleri, manaya kandırdılar.
Mirasımın üstüne, yedi çakal çullanır,
Can bedende vururken, kabristânı dillenir,
Zulüm zırhlandırılıp, ordusuyla yollanır,
Küflenmiş kinleriyle, derman usandırdılar.
Tekrar Görüldükleri
Derlenir cesetleri, can alarak her taştan,
Kuva-i Milliye’si, mayalanır sil baştan,
Arzın tarihinde de okunmamış bu destan,
Kefenlerin giyerek, ordu kuşandırdılar.
Gel alnından öpesin, bu bir kader oyunudur,
“Fatihayla!” süsle ki, ecdadın torunudur,
Bana sor “Kemalleri”, bu bağın ürünüdür,
Devlerin mirasını, yeniden ondurdular.
Bozkırın ortasında, su dökülür bağına,
Kuşakların sil baştan, girer yeni çağına,
Doğan çocuğun adı, okunup kulağına,
“Cumhuriyet’i” bize, armağan gönderdiler.
Ahi geçme geçimden, topla kardeşlerini,
Çağrı sal kuşaklara, çözsünler kaşlarını,
Tırnak kaşıyanların, düşmanca düşlerini,
Unutmaya görenin, yorganın yandırdılar.