
HÜSNÜ GÜRSEL
Daima Güzellikleri Çeken Bir Güzel Adam
Işık ve nesnelerle şiir yazan adamdı.Kalemi objektifiydi...
Çektikleri, her gün bakıp geçtiklerimizdi. Ama o bakmaz; görür, bekler, öyle
bir açıdan, öyle bir ışıkla çekerdi ki, bilmem hangi yarışmada ödül alan
bir sanat fotoğrafı olurdu!
Hâzâ Osmanlı beyefendisiydi. Yok hayır, münevveri.
"Hüsnü" güzel demek; Hüsnü Bey, güzele en çok da doğaya tutkundu.
Hüsnü Gürsel'in seksen yılı aşan hayatı şöyle de özetlenebilir zaten:
Güzelliklerin peşinde geçmiş bir ömür.
Çocuklarının adlarına lütfen dikkat: "Barbaros, Münevver, Fatih"
Hüsnü Gürsel'i, fotoğrafı "Barbaros misali fethe" çıkmış bir Osmanlı-Türk
münevveri" olarak tanımlayabiliriz.
31.5 sene "resim öğretmenliği" de vardı.
Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü'nden mezundu. "İlk ateşi, Türkiye'nin ilk
fotoğraf sanatçısı Şinasi Barutçu Hoca'mdan aldım" derdi. İlk kişisel
sergisini 1950 yılında Kastamonu'da açmış; ikincisini 1953'de Trabzon'da.
Sonraları Yapı Kredi Bankası için "Kapı Tokmakları" ve "Anadolu Ev ve
Sokakları" sergileri vardı. Tabii bir çok toplu sergisi de.
1963'de beş arkadaşıyla "Adapazarlı Grup 5"i kurarlar; İbrahim Zaman, Mümtaz
Ertürer, Naci Sevinç, Hayri Yazıcıgil ve O. Sonra da 1965'de "Grup-2" ile
birleşerek "Afak"'ı.
1.75 boy, yaşıtlarının aksine tığ gibi bir vücut, dikdörtgen etli bir yüz,
kiremit renkli bir dağ yamacından yeryüzüne çıkan kaynak suyu misali bir çift
göz, daima tebessüme yakın bir ciddiyet, kartopu beyazı saçlar, çoğunluk spor
ayakkabı, spor giysi.
İçkisi sigarası yoktu.
84 yaşındaki delikanlıydı; 40 yaşındaki bir insandan tek
farkı, "tevellütü"nün 1341 olması, yani Ecevit'le, Demirel'le akrandı.
Sağ omuzu hiçbir zaman boş değildi! Fotoğraf makinesi, eli, gözü, kulağı
kadar ondan bir parça olarak asılı dururdu.
En sadık dostu Hasselbladı'dıydı. (1)
İki servet sahibi bir sanatçıydı: Biri eşi(2), diğeri arkadaşı(3).
"Kapı Tokmakları", "Anadolu Ev ve Sokakları" ve Meydan Larousse
Ansiklopedisi'ne çektiği 37 il için, bütün Anadolu'yu boydan boya taramıştı.
Kendisini "doğa fotoğrafçısı" olarak tarif eden Hüsnü Gürsel'in,
meslektaşlarına göre en belirgin iki özelliği; "titizliği" ve "kompozisyon
disiplini"ydi.
Son yıllarında oğlu Fatih'le birlikte yeni bir unvanın daha
sahibiydi. "Tanıtım fotoğrafçısı". Bunu eleştirenlere sözümüz: Sanatçı
açlıktan ölmek zorunda mıdır?
Nezaketin "kendisine bu kadar yakıştığı insan ülkemizde az bulunur" sanırız.
Dağdaki çobanla cumhurbaşkanına aynı mesafe ve ciddiyetle yaklaşabilen belki
de tek örnek Hüsnü Gürsel'di.
Telaffuzunda kendine has vurguları vardı; "....ler", "....den", "...rup-
5", "....sal", "niz" vurgularını resmen hafızanıza nakşederdi.
Sanatta altmış aşan ender sanatçılardandı. En favori eserlerinden
oluşan "50'inci Sanat Yılında Hüsnü Gürsel" adlı nefis bir albüm-kitabın da
sahibiydi.
Sakarya Valiliği'nin 1967, 1973, 1994, 1998 ve 2004 il yıllıklarındaki o
nefis fotoğrafları çeken de oydu.
Katıksız Atatürkçüydü. Ayrıca hiç bir gün siyaset konuştuğu ve taraf tuttuğu
görülmemişti.
Ardına bıraktığı iki güzel mirası var; "bir-çok ödül" ve "fotoğraf sanatçısı
iki oğul": Prof. Barbaros Gürsel ve Fatih Gürsel.
Evliya Çelebi'nin objektiflisiydi.
O gördüklerini yazıyla fotoğraflamıştı, Hüsnü Bey objektifiyle.
Güzellikleri çeken bir güzel adamdı Hüsnü Gürsel.
(1)Hasselblad: "İsveç malı fotoğraf makinası. Optikleri Zeiss. Tek objektifli refleks makinadır. Objektifleri değişebilir. Dünyanın en kıymetli makinalarından." (Hüsnü Gürsel, özel bir sohbetten.)
(2)Yarım asırlık eşi Servet Hanım Teyze,
(3)Yakın dostu fotoğraf sanatçısı Servet Sezgin