AH G A Z Z E
Çocuklar Hangi Suçundan Dolayı Öldürüldü!
Değerli Okuyucular; Yukarıdaki başlık, Kur’an, Tekvir (81) suresinin mealini yazmamı zorunlu kıldı:
“Güneş dürülüp karardığında, Yıldızlar dökülüp söndüğünde, Dağlar yürütüldüğünde, Doğuracak develer başıboş bırakıldığında, Yabani hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde, Denizler kaynatıldığında, Ruhlar bedenlerle birleştirildiğinde, KIZ ÇOCUĞUNA HANGİ SUÇUNDAN DOLAYI ÖLDÜRÜLDÜĞÜ sorulduğunda, Defterler açıldığında, Gök yerinden oynatıldığında, Cehennem alevlendirildiğinde, Cennet yaklaştırıldığında, Kişi ne yaptığını görecektir. Doğan ve batan yıldızlara andolsun, Kararmakta olan geceye andolsun, ağarmakta olan sabaha andolsun ki, Bu Kur’an değerli, güçlü ve Arşın sahibi katında itibarlı,saygın ve güvenilir bir elçinin sözüdür. Arkadaşınız kesinlikle mecnun değildir. Andolsun ki O Cebrail’i apaçık ufukta görmüştür. O gaybi bilgilerde en doğru ve en emindir. O, Lanetli şeytanın sözü değildir. Nereye gidiyorsunuz ? Kur’an herkes için bir öğüttür. Özellikle sizden doğru yolda gitmek isteyenler için. Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” (Tekvir (81),1-29)
22 gün süren GAZZE katliamı bittiğinde üçte biri çocuk olmak üzere 1369 Filistinli kardeşlerimiz şehid edildi. 5000 bin kardeşimiz yaralandı.
Çocuk katilleri karadan, havadan, denizden, orantısız güç kullanarak, Vandalları andıran bir vahşetle saldırdılar. Çoluk, çocuk, yaşlı, kadın demeden öldürdüler. Yaktılar, yıktılar.
Bütün bunlara karşı Dünya nutku tutulmuş gibi sustu, tık demedi; Amerika zaten dünyada dünyalı değil. Sanki benim rakibim artık dünyalı değil uzaylı, ben yıldız savaşları yaparım dercesine Gazzeli kardeşlerimizi “kötü adam”, siyah adam, İsrail’i de “beyaz adam” ilan etti. Tarafsız kalmayı bırak İsrail’e taraf oldu arkasında durdu. Rönesansın maddeci mirasına dayanan Batı, GAZZE katliamını, televizyonda çizgi film seyreden çocuklar gibi seyretti. Bilgi tıkıştırılmış, yabancı kültürle yoğrulmuş kimi aydınlar, her gün bir taviz vererek şerrinden kurtulabileceklerini sandıkları için “Amarika ne der, Avrupa ne der endişesi ile müthiş bir sessizliği tercih ettiler. Kısaca dünya hayret verici bir hareketsizliğin içine gömüldü. GAZZE’yi dipsiz bir kuyuya attı, merdivensiz bıraktı.
İslam Dünyası ne mi yaptı? Onun belirttiği mana, artık korkunç denebilecek bir badirenin eşiğinde olduğumuzun en çarpıcı bir çığlığıdır. İslam’ın yürekleri eriten ulvi heyecanından güç kazanan Müslüman toplumlar, bugün temelinden çatısına kadar estirilen TEFRİKA fırtınalarıyla harabeye yüz tutmuştur. Bu muazzam yapının sarsıntısını, fırtınanın çıkardığı canhıraş ıslığı her idrak sahibi duymuş, görmüş ve bilmiştir.
Bakınız Yüce Allah sevgili Peygamberimiz için ne buyuruyor:
“Andolsun, size içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir, size çok düşkündür, müminlere karşı şefkat ve merhamet doludur. “ (Tevbe 9), 128
Daha peygamber olmadan “Mazlumları Koruma Derneği” diyebileceğimiz “Hılfu’l-fudul”a giren (üye olan) mazlumların yanındaki Peygamber bütün insanlığın acısı ile yanmıştır. Acıyı O bize öğretmiştir. “Ben hüzünlerin peygamberiyim” diyen o ufuk insanın, çağların günahlarını yıkamak için gece yarılarında akıttığı gözyaşları, yattığı şilteyi ıslatıp Hz. Aişe’yi uyandıracak kadar sel olup çağlamıştır. Hz.Fatıma ablası Rukiyye’nin kabri başında ağlarken, onun gözyaşlarını elbisesinin ucuyla silmiştir (Müsned 1,335) Vefat eden oğlu İbrahim için ağladığı gibi (Buhari, Cenaiz,43), vefat eden arkadaşları için de gözyaşı dökmüştür (Ebu Davud, Cenaiz, 35). Gazze için, müslümanların perişan durumları için de mutlaka ağlamıştır. Merhamet-i Muhammedi’nin bu acı duruma ağlamaması mümkün değildir. Çünkü O Yüce Peygamber; “Allah’ım! ürpermeyen kalpten, yaşarmayan gözden sana sığınırım” yakarışını sık sık tekrar etmiştir.
Evet çocuk katilleri ayette belirtildiği gibi “…Kız çocuğuna hangi suçundan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda…”ne yaptıklarını göreceklerdir. Cahiliyye döneminde –az da olsa-kız çocuklarını diri diri gömüp öldürenlerle, yaşadıkları binaları başlarına yıkarak beton altına bu yavruları gömenler arasında ne fark olabilir. Bu cahiliye kalıntılarının, kız çocuklarını gömerek öldürenlerden tek farkı birinin bu vahşeti işlerken teknoloji kullanmaması, ötekinin kullanmasıdır.
Aradan dört sene geçti, Gazze muhasara altında, ne bir ilaç ne bir tıbbi malzeme oraya giriyor. Yıkılan evlerini onaracak inşaat malzemesinden hiç birine müsaade edilmiyor. Gazzeli yarı aç, Gazzeli ilaçsız, evsiz barksız. Sefalet diz boyu. Buna dayanamayan -çoğunluğu Türk- yaklaşık 50 milletten ve farklı inançlardan bir gurup YARDIMSEVER, Gazze’ye deniz yolu ile yiyecek, içecek, özellikle ilaç gibi malzemeler götürmeye karar veriyorlar. Merhamet, sevgi, hayırseverlik gibi insanlık değerlerini tehdit gören kibirli İsrail, pervasız şımarıklığı ile alçakça, uluslar arası sularda, en şeni suçu işlemiş ve bu hayırseverlere saldırmıştır.
Hiçbir silah taşımayan hayırseverleri hayasızca öldürmüş, yaralamış, bu kural tanımazlığı ile zorbaların zavallılığını, bütün dünyanın gözü önünde sergilemiştir.
İsrail, önce Lübnan’a sonra Mavi Marmara’ya vahşice saldırı ile “Haydud Devlet” olduğunu göstermiştir. Bu durumunu da uluslar arası camiaya tescil ettirmiştir. Bu bir insanlık suçu, bir hukuki suçtur. Lakin İsrail’siz Ortadoğu istemeyen, İsrail için ortadoğuyu yakıp yıkan Amerika, bu hayasızlığa sessiz kalmış, pozitivizm kalıntısı modernist batı birkaç cılız ses çıkarabilmiştir. Oysa Mavi Marmara gemisinde bulunan bir hristiyan gönüllü şöyle anlatmaktadır: Gemide bir tarafta Kur’an, diğer tarafta İncil okunuyordu. Müşterek dua ediyorduk. Namazları bir imam arkasında müşterek kılıyor, Müslümanlar secde ederken biz eğilmekle yetiniyorduk…” İşte insanlık, işte medeniyet !
GAZZE şehidlerine, Gazze yolunda şehid olanlara ALLAH’tan rahmet, ailelerine sabır ve metanet, yaralılara acil şıfalar niyaz ederim.
Prof. Dr. Mehmet ERKAL