|
Tweet | Tarih: 27-07-2026 14:03 |
.jpg)
İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden
Her yaz Aynı Manzara…
-
Değerli Okuyucular;
Bazı yerler vardır; sadece bir coğrafya parçası değildir. İçinde çocukluğumuzun izleri, sevdiklerimizle geçirdiğimiz güzel anlar ve huzur bulduğumuz anılar saklıdır. Taraklı'nın göz bebeği Karagöl Yaylası da hepimiz için böyle özel bir yerdir. İşte bu yüzden bugün sizlerle, hepimizi yakından ilgilendiren ve biraz da vicdan muhasebesi yapmamızı gerektiren bir konuyu paylaşmak istiyorum.
Taraklı'nın göz bebeği Karagöl Yaylası, yaz aylarının gelmesiyle birlikte binlerce insanı ağırlıyor. Cuma günleri kurulan pazar, mevlütler, düğün cemiyetleri, piknikler ve çeşitli etkinlikler yaylaya ayrı bir hareket katıyor. İnsanların doğayla buluştuğu, temiz havanın ve eşsiz güzelliğin tadını çıkardığı bu cennet köşe, ne yazık ki gün sonunda bambaşka bir görüntüye teslim oluyor.
Eğlence bitiyor, insanlar evlerine dönüyor; geride ise plastik şişeler, naylon poşetler, yiyecek ambalajları, koli parçaları, cam şişeler ve türlü türlü atıklar kalıyor. Doğanın sessizliği, çöplerin oluşturduğu utanç verici görüntüyle bozuluyor.
Üstelik bu manzara yeni değil.
Yıllardır aynı konuyu konuşuyor, aynı çağrıları yapıyor, aynı fotoğrafları görüyoruz. Her yaz "Bu kez farklı olur mu?" diye umut ediyoruz. Ama ne yazık ki değişen fazla bir şey olmuyor.
Özellikle cuma günleri yaylada tezgâh açan bazı satıcılar, satışlarını tamamladıktan sonra arkalarına dönüp bakmadan ayrılıyor. Oysa kazanç elde edilen bir yerde çevreye karşı sorumluluk da taşımak gerekir. Tezgâhını toplarken arkasında bıraktığı çöpleri de toplamak, kimseye ağır gelmemelidir.
Vatandaş cephesinde de durum çok farklı değil. Piknik yapılıyor, mangallar yakılıyor, sofralar kuruluyor. Gün boyu doğanın tadı çıkarılıyor. Ancak dönüş vakti geldiğinde çöpler çoğu zaman toplandığı yere değil, oturulan noktaya bırakılıyor. Sanki ertesi gün oraya başka insanlar gelmeyecekmiş, sanki o yayla bir daha hiç kullanılmayacakmış gibi...
Belediyenin de emek verdiğini inkâr etmek haksızlık olur. Şenlik alanlarına çöp konteynerleri yerleştiriliyor, çöp kutularının sayısı artırılıyor, temizlik ekipleri düzenli olarak çalışma yapıyor. Fakat vatandaşın sorumluluk bilinci oluşmadıkça, ne kadar konteyner koyarsanız koyun sonuç değişmiyor. Çünkü sorun çöp kutusunun yetersizliği değil, çevre bilincinin eksikliğidir.
Bu kirliliğin bedelini ise en çok doğa ödüyor.
Yaylada otlayan hayvanlar cam kırıkları nedeniyle yaralanıyor, plastik atıkları yiyerek hastalanıyor. Toprak kirleniyor, su kaynakları zarar görüyor. Birkaç saatlik keyfin ardından geriye yıllarca silinmeyecek izler kalıyor.
Aslında mesele yalnızca çevre temizliği değildir.
Mesele, çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakacağımızdır.
Bugün yere attığımız bir pet şişe belki yüzlerce yıl doğada kalacak. Bir cam kırığı, aylar sonra o bölgede gezen bir çocuğun ya da bir hayvanın canını yakacak. Yani attığımız her çöp, geleceğe bırakılmış kötü bir izdir.
Toplum olarak çevre konusunda hâlâ istediğimiz bilinç seviyesine ulaşamadığımız ortada. Cuma camisinden sürekli anonslarla uyarılar kaçınılmaz hâle geliyor.
.Unutmayalım; doğa bize miras değil, gelecek nesillerden emanet. Bu emaneti korumak hepimizin ortak sorumluluğu. Dilerim bir gün Karagöl Yaylası'nı konuşurken geride bırakılan çöpleri değil, örnek gösterilen çevre duyarlılığını konuşuruz.
Haftaya yine bambaşka bir konuda, yeni bir köşe yazısında buluşmak dileğiyle… Sağlıcakla kalın.